Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu.
Saatler konuşuyor,
takvimler karar veriyordu
kimin ne zaman mutlu olacağına.
O da bir süre inandı buna.
Koştu, yetişmeye çalıştı,
kendini hep bir şeylere geç kalmış sandı.
Bir başarıya,
bir aşka,
bir “doğru zamana”…
Ama bir gün durdu.
Ne saatine baktı,
ne başkalarına.
Sadece ilk kez
kendi içinde neyin eksik olduğunu dinledi.
Sessizlik vardı.
Ama korkutucu değildi.
Aksine,
yıllardır duyulmayan bir şey söylüyordu:
“Henüz değil… ama olacak.”
O an anladı;
bazı şeyler erken olursa eksik kalır,
bazıları da geç gelmez…
sadece zamanı gelince olur.
Güneş batıyordu,
ama ilk kez bu bir bitiş gibi gelmedi.
Sanki bir şey
tam olması gerektiği anda
yerine oturuyordu.
Ve o gün,
ilk kez bir yere yetişmedi.
Ama hiçbir şeye de
geç kalmadı.
…
Bu metin, zamanla yarışmayı bırakıp insanın kendi ritmini bulmasını anlatır. Toplumun dayattığı 'geç kaldım' hissine karşı, her şeyin kendi zamanı olduğuna dair bir farkındalık sunar. Hikâye, durmayı seçmenin aslında kaybetmek değil, kendini bulmak olduğunu anlatmak için yazıldı.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!