Anasayfaya Dön Sende Kalmaya Geldim
Şiir

Sende Kalmaya Geldim

Bir Deli Sevda 01.05.2026
4

İstanbul’un üstüne çökmüş ağır bir gece vardı. Bulutlar konuşmuyordu, şehir sadece dinliyordu.

Ben sana yürürken
içimdeki bütün kâbusları susturmuştum.
Sana değmesin diye korkularımı
kendimden bile saklayarak gelmiştim.


Yaşayamadığın ne varsa
sessizce doldurdum heybelere.
Ömründe yarım kalan “eyvah”ların yerine
“gel,” dedim, “oradan başlayalım.”


Gökgürültüsü şehrin üstünde çatladığında
ilk kez korkularımızı yan yana koyduk.
Ve anladım..
cesaret dediğimiz şey
belki de sadece iyi saklanmış bir kırılganlıktı.


Yalanım yoktu…
dardayım dardayız bu gece.


Bakışların içimde bir manifesto gibi büyüyordu. Kendim olabilmek için senden geçmem gerekiyordu,
ama serden geçmekle senden geçmek arasında serzenişlerim sıkışıp kaldı.


Denedim… olmadı.
Hayallerimi bir turnanın kanadına bağladım,
ama İstanbul’un rüzgârı sertti…
hepsini tek tek Boğaz’a düşürdü.


Kırılan parçaları yüreğime iliştirdim,
uçamasınlar diye değil,
yüreğim sana İstanbul olsun diye.


Sen vardın azığımda.
Galata’nın ışıklarına karışan yakamozlar gibi… Kadıköy iskelesinde duran ben,
her gece seni bekler gibi.


Sevdalar bu şehirde hep başı belaydı.
Yağmura sığınır,
vapurların düdüğüne sırlarını emanet ederdi.


Benim gördüğüm yakamoz değildi,
Boğaz’a düşen gözlerindi.
Her bakışın
fırtınaya direnen bir şehir gibi.


İstanbul griydi, ıslaktı, yarımdı…
ama yine de kal demeye değerdi.

Ve ben
yaşamla ölüm arasındaki tüm nefesleri göze alarak  sana seslendim…

Gitme… kal.

Ayın İstanbul’dan çekip gitmesine bile razıydım. Umudumu, gökyüzümü, hatta ecelimi  ellerine bırakmıştım.

Cehennemim de olsan kal,
solumda kal.


“Işığa fazla bakarsan gölge peşinden gelir,” derdi annem. Biz ışıkla gölgenin aynı yeriydik.


Bir gün
içimde biriktirdiğim her şeyi bırakıp
İstanbul’un kalabalığında yeniden doğacaktım.

Ama şimdilik
ben sende mülteciyim.

Boğaz bile beni tutamazken,
ben sana sığınmıştım.
Gelemediğin yolları
kalamadığın sokaklara çevirecektim.


Gece ışıklarında
közde pişen kaçak bir çay gibi
bir hikâyemiz olacaktı.

Affet iki gözüm…
asi bir mülteciydim yüreğinde.

Ebedi bir ilticaya boyun eğmiştim.
Beni azat etme.

Esaretim sen ol,
gözlerinde son bulsun
ömrümün son nemleri.

Ve bil ki…
iki ayrı bedende yaşasa da hayaller,
tek ritimde çarpar seven gönüller.

Biz gölgelerde büyümüş çocuklardık,
acıyı bile özgürlük sanan…


Şimdi geldim.
ellerimi sana bağlamaya,
dilimi sende susturmaya,
yüreğimle yüreğine firar etmeye.

Susmayan bir türkü gibi,
bitmeyen bir şiir gibi…
İstanbul’un ışıkları altında
sende kalmaya geldim.

Sen olmaya değil…
sende kalmaya.

…….

Bu satırları yazarken ben, gönlümde özel olanı düşünerek kaleme döktüm. İstanbul’da olarak yazdım…
Siz okurken ise kimle, hangi şehirde olmak istiyorsanız onu düşünerek hissedin. Yer de değişir, mekân da… önemli olan hislerin kaldığı yerdir.
Belki de en güzeli, aynı duyguda buluşabilmektir…



 

← Önceki
Günaydın Bir Kelimeden Fazlası
Sonraki →
Ve Bazen

Yorumlar (0)

Düşüncelerini Paylaş
2 + 8 = ?

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!