Bir gün sahip olduğumuz her şeyi geride bırakıp, yalnızca bıraktığımız izlerle hatırlanacağız…
Hiç düşündünüz mü…
Yüz yıl sonra hiçbirimiz bu dünyada olmayacağız.
Bir zamanlar çok sevdiğimiz ya da hiç sevmediğimiz insanlarla yan yana, sessizce toprağın altında yatacağız. Biz toprağın altında sessizleşirken, üzerimizde hayat devam edecek…
İnşa etmek için çok şey feda ettiğimiz evlerimizin içinde yabancılar yaşayacak.
Hiç tanımadığımız kahkahalar odalarımızda yankılanacak.
Dolaplarımızda başkasının kıyafetleri olacak.
Değerli ziynetlerimiz başka ellerde dolaşacak.
Özenerek aldığımız o güzel araba…
Belki bir hurdalıkta paslanacak,
belki de adımızı hiç bilmeyen birine ait olacak.
Gözümüz gibi koruduğumuz, cilaladığımız, muhafaza ettiğimiz her şey…
Bir gün başkasının olacak.
Peki ya isimlerimiz?
Belki bir süre daha akıllarda kalacak…
Çerçevelenmiş bir fotoğraf,
bir aile toplantısında anlatılan eski bir hikâye,
ansızın gözyaşı getiren tanıdık bir koku…
Ama zaman, yavaşça ve sessizce,
bu anıları bile silecek.
Nesiller geçecek.
Yeni yüzler gelecek.
Ve bir gün…
Kimsenin hatırlamadığı bir isim olacağız.
Eğer bunu gerçekten içselleştirebilseydik,
daha farklı yaşamaz mıydık?
Hayatımızı başarı peşinde koşarak,
mal mülk biriktirerek,
kendimizi kanıtlamaya çalışarak geçiriyoruz.
Kendimizi unvanlarla, sayılarla, sahip olduklarımızla ölçüyoruz.
Oysa sonunda bunların hiçbiri bizimle gelmiyor.
Terfiler…
Tartışmalar…
Kinler…
Kıyaslamalar…
Hepsi bir gün kaybolup gidiyor.
Geriye kalan tek şey ise,
kısa bir süreliğine de olsa,
başkalarına hissettirdiğimiz duygular oluyor.
Belki de hayat, daha fazlasına sahip olmak için verilmedi bize.
Belki de hayat, yolumuzun kesiştiği insanlarla paylaşılan
yumuşak, kusurlu ama güzel anlardan ibaretti.
Evet sevgili dostlar…
Hayatta kalıcı olan tek şey, verdiğimiz sevgi
ve dokunduğumuz kalplerdir.
Ve bir gün…
Adımız son kez anılacak.
Son kez bir dudaktan dökülecek ismimiz.
Sonra sessizlik saracak her şeyi.
Dünya, biz yokmuşuz gibi dönmeye devam edecek.
Güneş yeniden doğacak,
yağmurlar yeniden yağacak,
çocuklar yeniden gülecek.
Bizden geriye belki birkaç hatıra kalacak,
bir dua,
eski bir mektup,
sararmış bir fotoğrafın kenarında unutulmuş bir tebessüm…
İşte o zaman anlayacağız,
hayat, sahip olduklarımız kadar değil,
paylaştıklarımız kadarmış.
Bir kalbi incitmemek,
bir yetimin başını okşamak,
daralan bir gönle umut olmak…
Belki de insanın bu dünyadaki gerçek serveti buydu.
Çünkü zaman, her şeyi alıp götürüyor.
Gençliği…
Güzelliği…
Gururu…
Zenginliği…
Ama içten yapılan bir iyilik,
bir insanın kalbinde yıllarca yaşamaya devam ediyor.
Ömür dediğimiz şey de aslında
iki nefes arası kısa bir misafirlik değil mi?
Öyleyse kırmadan yaşayalım.
Kin tutmadan, kibirlenmeden,
sevgiyi ertelemeden…
Çünkü sonunda hepimiz
aynı toprağın sessizliğinde buluşacağız.
Ve geriye,
bir insanın kalbinde bıraktığımız iyilikten başka hiçbir şey kalmayacak…
Belki de insanın bu dünyadaki gerçek izi,
ne sahip olduklarıdır,
ne de adının büyüklüğü…
Sadece sevgiyle dokunduğu kalplerdir.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!