Lise Yıllarımda Kalan Bir Şiir …
Bazı hikâyeler vardır, bittiğini sandığın yerde bile insanın içinde yaşamaya devam eder. Yıllar geçer, hayat değişir, insan başka şehirlere, başka insanlara, başka hayatlara savrulur. Ama kalbinin bir köşesinde, okul koridoru kadar eski bir hatıra hep kalır. Ne zaman geçmişe dönüp baksan, o hatıranın içinde yalnızca bir insanı değil, kendinin de yıllar önceki hâlini bulursun. Çünkü bazı anılar geçmişte kalmaz, insanın içinde sessizce yaşamaya devam eder.
Lise yıllarımda başladı bazı hikâyeler… Hayatın ne kadar uzun olduğunu, insanın kalbinin ne kadar çok şeyi taşıyabileceğini henüz bilmediğimiz zamanlardı. Bir okul koridorunda, bir sınıfın kapısında, teneffüsün birkaç dakikalık telaşında göz göze gelirdik bazen. Ortada büyük sözler yoktu, söylenmiş cesur cümleler hiç yoktu. Sadece bakışlar vardı. Uzaktan gelen bir gülümseme, kalabalığın içinde aranan bir yüz, yanından geçerken fark ettirmeden hızlanan bir kalp… O yaşlarda insan, küçücük bir bakışın yıllar sonra bile hatırlanabileceğini bilmiyor. Ben de bilmiyordum.
O günlerde her şey daha basitti. Bir teneffüs mutluluktu, birlikte gülmek kocaman bir olaydı. Yan yana yürümek, aynı şarkıyı dinlemek, aynı sırrı bilmek bir insanın bütün dünyasına yetiyordu. Birinin sana bakması, senin de o bakışı kimseye belli etmeden içinde saklaman yetiyordu bazen. İnsan gençken mutluluğun bu kadar küçük şeylerin içinde saklandığını bilmiyor. Büyüyünce anlıyor ki bazı büyük duygular, aslında hayatın en küçük anlarında başlıyor.
Sonra zaman geçti. Lise bitti. Ziller sustu, koridorlar boşaldı, sınıfların kapıları kapandı, defterler bir kenara kaldırıldı. Herkes kendi hayatının peşine düştü. Kimi başka şehirlere gitti, kimi başka insanların hayatına karıştı, kimi yepyeni hikâyeler yazdı. Biz de büyüdük. Çocukluktan çıkıp hayatın gerçek telaşlarının içine düştük. Başımıza başka şeyler geldi, başka insanlar tanıdık, başka acılar yaşadık, başka mutluluklara tutunduk. Ama bazı insanlar okuldan mezun olup hayatından mezun olmuyor. Bir yerlerde hep aynı yaşta kalıyorlar.
Belki bir sınıfın penceresinden dışarı bakarken, saçları rüzgârda dağılan o genç kızın kalbinde… Belki bir okul koridorunun köşesinde, teneffüs bitmeden önce son kez dönüp baktığın o yerde… Belki de eski bir fotoğrafın içinde. İnsan büyüyor ama kalbinin bazı odalarında zaman ilerlemiyor. Ben büyüdüm. Hayat bana beklemeyi, susmayı, kaybetmeyi, özlemeyi, kabullenmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı öğretti. Çok şey değişti. Ben de değiştim. Ama bazı duyguların üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, onların ilk hâli insanın içinde bir yerde yaşamaya devam ediyor.
Yıllar geçiyor… Sonra hiç beklemediğin bir anda bir bakış, bir ses, bir sokak, eski bir şarkı ya da bir okulun önünden geçerken gördüğün küçücük bir ayrıntı seni yeniden geçmişine götürüyor. Bir anda yıllar siliniyor. Sanki zil birazdan çalacak, çantanı omzuna alıp o koridora çıkacaksın. Sanki her şey hâlâ bıraktığın yerde duruyor. Ve o… yine orada olacak. Belki sana bakacak, belki gülümseyecek, belki de yine hiçbir şey söylemeden yanından geçip gidecek. Ama sen o an, yıllar önceki kalbinin nasıl çarptığını yeniden hatırlayacaksın.
Belki artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Belki biz de aynı insanlar değiliz. Hayat bizi değiştirdi, yollarımızı ayırdı, başka hikâyelerin içine bıraktı. Aradan yıllar geçti ve o zamanlar bize büyük gelen şeylerin aslında ne kadar küçük olduğunu gördük. Ama kalbin hafızası akıldan farklı çalışıyor. Akıl bazı yüzleri unutuyor, bazı isimleri siliyor, bazı ayrıntıları zamanla bulanıklaştırıyor. Kalp ise bazı insanları neden hâlâ sakladığını kendisi bile bilmiyor. Bir köşesinde sessizce tutuyor onları. Ne çağırıyor ne de tamamen gönderiyor. Sadece orada olduklarını biliyor.
Belki aşk değildi o zaman. Belki yalnızca hayatın en güzel çağında kalbin ilk kez birine başka türlü bakmasıydı. Belki adı konmamış küçücük bir hikâyeydi. Belki iki insanın birbirine söyleyemediği birkaç cümleden ibaretti. Belki sadece bir gülümseme, birkaç bakış ve kimsenin bilmediği küçük bir heyecandı. Ama bazı hikâyeler yaşanmadığı için yarım kalmıyor. Bazen hiç yaşanmamış bir şey, insanın içinde yıllarca tamamlanmayı bekliyor. Çünkü yaşanmayan ihtimallerin sonu olmuyor. İnsan, “Acaba?” diye düşündüğü sürece o hikâye bir yerlerde yaşamaya devam ediyor.
Bende de lise yıllarımdan kalan birkaç fotoğraf, birkaç gülüş, birkaç bakış ve adı konmamış kocaman bir “acaba” var. Belki yıllar boyunca hiç kimseye anlatmadığım, anlatsam bile tam olarak tarif edemeyeceğim bir duygu bu. Çünkü bazı şeyleri anlatmak zor. İnsan bazen yaşadığı bir anı değil, o anın kendisinde bıraktığı hissi saklıyor. Ben de belki bir insanı değil, onun yanındayken olduğum hâli hatırlıyorum. Daha genç, daha saf, daha heyecanlı, daha umutlu olan hâlimi…
Yıllar geçti ama içimdeki o genç kız hâlâ aynı yerde. Bir okul koridorunda, elinde kitapları, omzunda çantası, kalbinde söyleyemediği cümleleriyle sessizce bekliyor. Belki birinin dönüp bakmasını, belki o bakışın ne anlama geldiğini yıllar sonra anlamayı, belki de sadece o günleri yeniden hatırlamayı bekliyor. Çünkü bazı insanlar hayatımıza dokunmadan da kalbimizin bir köşesinde kendilerine yer buluyor. Bazı aşklar başlamadan iz bırakıyor. Bazı duygular yaşanmadan da insanın hayatında uzun bir hikâyeye dönüşebiliyor.
Ve insan büyüdükçe anlıyor ki gençlik yalnızca yaşadığımız yıllar değilmiş. Gençlik, birini ilk gördüğünde kalbinin neden hızlandığını henüz bilmediğin, bir gülüşü bütün gün aklında taşıdığın, bir bakışı kimseye anlatmadan kendine sakladığın zamanmış. Gençlik, küçük şeylerin büyük mutluluklar olduğu zamanmış. Birlikte yürüyebilmenin, aynı şarkıyı dinlemenin, birkaç dakika konuşmanın bile günün en güzel anı sayıldığı zamanmış. Belki de insanın en güzel yanı, hayatı henüz bu kadar karmaşık hâle gelmeden sevebilmesiymiş.
Benim de bir gençliğim kaldı o okul koridorlarında. O gençliğin içinde adı belki hiç konmamış bir hikâye, yarım kalmış birkaç cümle, söylenmemiş birkaç söz ve yıllar sonra bile anlamını kaybetmeyen birkaç bakış var. Ne tamamen benim, ne tamamen geçmişin. Sadece içimde sessizce yaşayan eski bir hatıra. Şimdi dönüp baktığımda aslında yalnızca birini hatırlamadığımı biliyorum. Bir okul koridorunu, bir zil sesini, teneffüsün telaşını, sınıfın penceresinden süzülen ışığı, birkaç gülüşü, birkaç bakışı ve o günlerdeki kendimi hatırlıyorum.
Belki o hikâye hiç tamamlanmadı. Belki adı hiç konmadı. Belki yıllar sonra bile bir “acaba” olarak kaldı. Ama artık biliyorum ki bazı şeylerin tamamlanması için yaşanması gerekmiyor. Bazı hikâyeler kalbin bir köşesinde sessizce yaşar. Ne unutulur ne de yeniden başlar. Sadece zaman zaman kendini hatırlatır. Bir şarkıyla, bir bakışla, bir sokaktan geçerken, eski bir fotoğrafın içinde ya da gecenin sessizliğinde hiç beklemediğin bir anda…
Ve sen, yıllar önceki hâline dönersin. Bir anlığına yine genç olursun. Elinde kitapların, omzunda çantan, kalbinde kimseye söyleyemediğin küçük bir heyecanla o koridorda yürürsün. Belki yine aynı kapının önünden geçersin. Belki yine aynı yere bakarsın. Ve belki o insan artık orada değildir. Ama senin içinde bıraktığı o yaş, o zaman, o duygu hâlâ bir yerlerde duruyordur.
Belki de bazı anıların güzelliği tamamlanmamış olmalarından gelir. Çünkü tamamlanan hikâyeler bir gün biter. Ama yaşanmamış olanlar kalbin içinde sonsuz ihtimaller taşır. Ne olacağını hiçbir zaman bilemediğin için, o hikâye zihninde hep biraz güzel, hep biraz masum, hep biraz uzak kalır. Gerçek hayatın bütün eksikleri, kırgınlıkları ve hayal kırıklıkları ona dokunamaz. Çünkü o, olduğu hâliyle kalmıştır. Birkaç bakışın, birkaç gülüşün ve söylenmemiş cümlelerin içinde.
Ve benim lise yıllarımdan geriye kalan en güzel şey belki de tam olarak budur: Bir isimden çok bir his… Bir hikâyeden çok bir “acaba”… Bir insandan çok, o insanın yanında kendimi ilk kez başka türlü hissettiğim o genç hâlim. Çünkü bugün geçmişe baktığımda, aslında özlediğim şeyin yalnızca bir insan olmadığını biliyorum. Özlediğim biraz da o zamanki kendim. Hayata bu kadar yorulmadan bakan, küçük bir mutluluğa kocaman anlamlar yükleyen, bir bakıştan bütün bir gün boyunca umut çıkarabilen o genç kız.
Yıllar geçecek. Hayat değişecek. Ben değişeceğim. Belki bir gün o koridorların önünden geçeceğim ve artık hiçbir şey hissetmeyeceğim. Belki de tek bir şarkı beni yine yıllar öncesine götürecek. Belki bir fotoğrafın kenarında unutulmuş bir yüz, eski bir okul adı ya da hiç beklemediğim bir karşılaşma bütün o yılları bir anda geri getirecek. Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bazı insanlar hayatımızdan geçip gitmiyor. Bizden bir parça alıp orada, o yaşta, o koridorda bizi biraz genç bırakıyor.
Benim gençliğim de bir okul koridorunda kaldı. Bir zil sesinde, bir gülüşte, birkaç bakışta, söylenmemiş cümlelerde ve yıllar sonra bile içimde yankılanan o sessiz “acaba”da… O yüzden geçmişe baktığımda yalnızca geride bıraktığım yılları görmüyorum. Kendimin bir parçasını görüyorum. Bir zamanlar olduğum o genç kızı, hayata henüz bu kadar yorulmadan bakan hâlimi, kalbinin ne söylediğini anlamaya çalışan o masum çocuğu görüyorum.
Ve ona kızmıyorum. Çünkü o zamanlar bilmiyordu hayatın neler getireceğini. Bilmiyordu bazı insanların gelip geçeceğini, bazılarının ise hiç gelmeden bile kalacağını. Bilmiyordu bazı cümlelerin söylenmeden de insanın içinde yıllarca yaşayabileceğini. Bilmiyordu bir bakışın, bir gülüşün, küçücük bir ihtimalin yıllar sonra bile hatırlanabileceğini. Sadece hissediyordu. Belki de gençliğin en güzel tarafı buydu: Henüz her şeyi anlamadan, sadece kalbinin söylediğine inanmak.
Şimdi geçmişe dönüp baktığımda o günleri değiştirmek istemiyorum. Çünkü yaşanmamış olması, onları değersiz yapmadı. Tam tersine, bazı şeylerin hayatımızda iz bırakması için mutlaka yaşanması gerekmediğini öğretti bana. Bazı insanlar bize bir hikâye bırakmaz; bir his bırakır. Bazıları hayatımıza girmez ama gençliğimizin bir köşesinde yer eder. Bazı hikâyeler de son bulmaz; sadece sessizleşir.
Yıllar geçer, hayat değişir, insan büyür, başka yollara savrulur. Ama kalbinin en eski köşesinde bir genç kız hâlâ durur. Elinde kitapları, omzunda çantası, gözlerinde o zamanki merakı ve kalbinde söyleyemediği birkaç cümleyle… Bazen bir şarkıyla uyanır, bazen bir fotoğrafla, bazen de hiçbir sebep yokken. Sonra geçmişin kapısını aralar ve seni birkaç dakikalığına yeniden o koridora götürür.
Ben de buluyorum kendimi orada.
Bir sınıfın penceresinde, bir okul zilinin sesinde, teneffüsün o birkaç dakikalık telaşında… Birkaç bakışın arasında, söylenmemiş cümlelerin sessizliğinde… Ve içimde bir yer hâlâ o yaşta kalıyor.
Belki o hikâye hiç tamamlanmadı. Belki adı hiç konmadı. Belki yıllar sonra bile bir “acaba” olarak kaldı. Ama belki de bazı hikâyelerin güzelliği tam olarak burada saklıdır. Sonunu bilmediğimiz için güzeldirler. Yaşanmadıkları için eksik değil, ihtimal olarak kaldıkları için özeldirler.
Benim lise yıllarım da böyle kaldı geride..
Biraz masum, biraz yarım, biraz buruk… Ama hep güzel.
Ve bugün o yıllara baktığımda, geçmişte kalmış bir aşkı değil; içimde hâlâ yaşayan bir gençliği görüyorum. Bir okul koridorunda unutulmuş gibi duran, ama yıllar sonra bile kalbimin kapısını çaldığında beni gülümseten bir gençliği…
Belki de ömrümün en güzel “acaba”sı tam olarak bu yüzden hiç kaybolmadı.
Çünkü bazı hikâyeler bitmez.
Sessizleşir.
Bazı insanlar unutulmaz.
Sadece uzaklaşır.
Bazı duygular geçmez.
Sadece büyür, şekil değiştirir ve insanın içinde başka bir anlama dönüşür.
Ve bazı anılar geçmişte kalmış bir zamanı değil, içimizde hâlâ yaşayan o genç hâlimizi saklar.
Benim lise yıllarım da işte böyle kaldı geride:
Bir zil sesinde,
bir koridorda,
birkaç bakışta,
birkaç gülüşte,
söylenmemiş cümlelerde…
Biraz masum,
biraz yarım,
biraz buruk…
Ama hep güzel.
Ve belki de insanın ömrü boyunca taşıdığı en güzel şeylerden biri, hiç yaşanmamış olsa bile kalbinde güzel kalmayı başaran o eski “acaba”dır.
……………
Bunu okuyan herkesin kendi lise yıllarından bir anısı vardır diye düşünüyorum. Belki bir koridor, belki bir sınıf, belki hiç söylenmemiş bir söz ya da yıllar geçse de unutulmayan bir bakış…Ben bu şiiri yazarken biraz kendi gençliğime döndüm. O zamanki hâlimi, heyecanlarımı, söyleyemediğim şeyleri ve yıllar geçmesine rağmen içimde bir yerlerde sakladığım o masum duyguları hatırladım.Belki hepimizin geçmişinde yarım kalmış bir “acaba” vardır. Kimi zaman bir insan, kimi zaman bir dostluk, kimi zaman da sadece bir dönem… Ama galiba büyüdükçe anlıyoruz ki bazı şeylerin tamamlanması gerekmiyor. Bazı anılar oldukları hâliyle güzel. Çünkü bize sadece geçmişi değil, bir zamanlar kim olduğumuzu da hatırlatıyor. Bu şiiri okurken siz de kendi lise yıllarınıza giderseniz, bir an için yüzünüzde küçük bir tebessüm oluşursa ne mutlu bana. Ve insan geçmişine dönüp baktığında, o hikâyenin bir yerinde mutlaka kendi gençliğini buluyor.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!