Bazı soruların cevabı kelimelerle verilmez. yürek konuşur, şiir anlatır…
Bir şiir daha okur musun yüreğime…
Canımı okusun mısraların… dedi Kadın.
Ve bir adam,
sevdiği kadının gözlerine bakarak
kalbinin en derin yerinden konuşmaya başladı…
Adam ellerini uzattı
ve Kadının saçlarına dokundu…
Parmak uçlarından taşan o tarifsiz sıcaklık,
Kadının teninden geçip ruhunun en kuytu köşelerine kadar yayıldı.
Sanki yıllardır susuz kalmış bir kalbe
ilkbaharın ilk yağmuru düşüyordu…
Ne büyük bir sevgi…
Ne derin,
Ne tarifsiz bir aşktı bu…
Diline vurulmuş sessizliğin paslı kilidini,
Kadının gözlerinde kaybolurken,
alnına bıraktığı masum bir öpücükle açtı Adam…
Ve birbirine düğümlenmiş bütün sözcükler,
bir kuş sürüsü gibi
gökyüzüne yükselip özgürlüğe kanat çırptı…
Ben bir kaldırım taşıydım…
Üzerimden binlerce hayat geçmiş,
ama hiçbir bakışta kendime rastlayamamıştım…
Ben geçmişin gölgesine sığınmış bir ayyaştım…
Ben hiç gelmeyen bir bahardım…
Ben unutulmuş bir mevsim,
adı çoktan hafızalardan silinmiş bir zaman…
Ben kırılmış bir merdiven basamağıydım,
yarım kalmış düşlerin ağırlığında sessizce ezilen…
Kalplerin terk edilmiş köşelerine atılmış
eskimiş bir kilimdim…
Ne mecnunluğum uyandırabilmişti beni,
ne de yokluğun acısını taşıyanların feryadı…
Acılarla örülmüş uzun gecelerde,
ruhum ölüme benzeyen bir uykuya secde etmişti…
Yolumun…
Yolculuğumun…
Ve bütün bekleyişlerimin son durağındaydım…
Ve Sen…!
Kuruyup çöle dönmüş yüreğimde açan
utangaç bir gelincik oldun…
Kül olmuş hayallerimin arasından yükselen
ilk umut ışığı oldun…
Avuçlarımdaki yaralara merhem,
gözlerimde saklı karanlığa güneş oldun…
Dudaklarıma düşen ilk yağmur damlası,
nefesime karışan en güzel bahar rüzgârı oldun…
Kaybettiğim inancıma yeniden dua,
sessizliğime en güzel melodi,
yalnızlığıma huzurlu bir sığınak oldun…
Kalbimin en kuytu yerinde,
kimsenin dokunamadığı yere dokunan
mucize oldun…
Ve sonra aşk oldun…
Adını her an içimde yeniden söylediğim aşk…
Ben seni kalpten de öte bir yerden seviyorum…
Ben seni,
her sabah gözlerimi açtığımda
dilime düşen şükür kadar seviyorum…
Ben seni,
gecenin sessizliğinde kurulan
en güzel düşler kadar seviyorum…
Ben seni,
yağmurun toprağa kavuşması,
gecenin sabaha ulaşması,
denizin kıyıya sarılması,
ayın yıldızlarla konuşması kadar seviyorum…
Ben seni,
bir bakışın içime bıraktığı huzur kadar,
bir tebessümün dünyamı değiştirdiği kadar,
bir dokunuşun ömrüme anlam kattığı kadar seviyorum…
Ve ben seni…
Bir gün değil…
Bir mevsim değil…
Bir ömür değil…
Kalbimin attığı her an,
ruhumun nefes aldığı her saniye,
adını sevgime emanet ettiğim her vakit,
Kalbine sarmaş dolaş olmuş
sonsuzluk kadar seviyorum…
Çünkü sen,
sevmenin en güzel hâli,
aşkın en zarif adı,
ve ömrümün en kıymetli duasısın…
Ve gün gelir de
bütün kelimeler tükenirse,
Bil ki sevgim susmaz…
Çünkü ben seni,
şiirlere sığmayacak kadar çok seviyorum…
………
Bu şiiri yazdım çünkü bazı insanlar vardır, varlıkları bile insana şükür sebebi olur. Ve bazı kadınlar vardır, çok güzel severler. Bazı adamlar vardır, yürekten severler. Belki herkes kendi hikâyesinden bir parça bulacak bu satırlarda, belki de sadece bir sevdanın izine rastlayacak. Ama şunu bilmenizi isterim ki, bazı insanlar hayatımıza öyle bir dokunur ki, onları anlatmaya ne cümleler yeter ne de şiirler. Bu şiir, sevmenin en saf hâline, kalbe dokunan o güzel insana, güzel seven kadınlara ve yüreğiyle seven adamlara bırakılmış küçük bir izdir. Okuyan, hisseden ve yüreğinde bir tebessüm bırakan herkese teşekkür ederim.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!