Durup sebepsiz yere iyi hissediyorsun.
Hiçbir şey değişmemiş oluyor aslında. Hayat aynı, çevrendekiler aynı, şartlar aynı…
Ama içinden bir şey hafifliyor.
Bir şarkı çalıyor mesela, ya da bir anda aklına güzel bir an geliyor…
Gülümsüyorsun.
Ve fark ediyorsun ki, iyi hissetmek için her şeyin mükemmel olması gerekmiyor.
Bazen sadece içinden geçiyor.
Hep büyük mutluluklar bekleniyor. Oysa en güzelleri küçük olanlar.
Sabah uyanıp pencereyi açmak, temiz bir hava almak, sevdiğin bir şeyi hatırlamak…
Bunlar basit gibi geliyor. Ama içini en çok ısıtan da bunlar.
Çoğu zaman hiçbir sebep yoktur. Ne özel bir gün, ne önemli bir olay…
Ama yine de içinden bir huzur geçer.
İşte o anlarda anlıyorsun: Mutluluk zor bir şey değil.
Biz onu zorlaştırıyoruz.
Hep daha fazlasını isteyerek, hep daha iyisini bekleyerek…
Oysa hayat, arada verdiği küçük molalarla güzelleşiyor.
Bir kahve içerken, birine bakıp gülümserken ya da sadece hiçbir şey yapmadan otururken…
Aslında iyi olmak mümkün.
Ve en güzeli şu: O anın neden iyi olduğunu bile bilmemek.
Sadece iyi hissetmek.
Ve içinden şu cümle geçiyor:
“Şu an her şey olması gerektiği gibi.”
Az sonra yine yorulacaksın, yine düşüneceksin, yine kafan karışacak…
Ama artık biliyorsun: Bu his var.
Ve geri gelebilir.
Bu yüzden bazen hiçbir sebep yokken bile gülümsemek gerekir.
…
Her şey aynıyken içimde bir şeyin hafiflediği bir anda yazıldı bu satırlar.
Ne özel bir gün vardı ne de büyük bir sebep…
Sadece içimden geçen o huzuru kaybetmemek ve bir yerlere bırakmak istedim.
Belki okuyan birinin kalbine de aynı his dokunur diye…
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!