İçimde yaşanan insan göçüne engel olamıyorum.
Birer birer gidiyorlar.
Sessizce…
İz bırakmadan değil, ama ses çıkarmadan.
Kimi kırgınlıkla gidiyor,
kimi anlaşılmadığını düşünerek,
kimi de belki hiç fark etmeden uzaklaşıyor.
Ve insan en çok da buna şaşırıyor.
Bir zamanlar hayatında yer etmiş insanların,
bir gün bu kadar kolay “yok” olabilmesine…
Oysa her biri bir zamanlar çok yakındı.
Sözler vardı aramızda,
gülüşler vardı,
belki de susarak bile anlaşabildiğimiz anlar…
Şimdi geriye ne kaldı?
Hatıralar…
Ve içimde boşalan yerler.
İnsan kalabalıklar içinde yalnız hissedebilir mi?
Evet.
Çünkü mesele etraftaki insan sayısı değil,
içinde kalanlardır.
Ve ben şunu fark ediyorum:
Aslında kimse bir anda gitmiyor.
Önce az konuşmalar başlıyor…
Sonra daha az sormalar…
Sonra hiç aramamaya alışmalar…
Ve bir bakmışsın,
o insan hayatından değil,
içinden de çıkmış.
Ama en zoru şu:
İnsan bazen kimseyi tutamıyor.
Ne kadar kalmasını istese de,
ne kadar değer verse de,
herkes kendi yoluna gidiyor.
Belki de bu yüzden yoruluyor insan.
Sürekli vedalarla…
Sürekli eksilmelerle…
Ve bir noktadan sonra şunu kabulleniyor:
Herkes kalıcı değil.
Bazıları sadece bir süreliğine geliyor.
Bir şey öğretiyor…
Bir şey hissettiriyor…
Sonra gidiyor.
Ama yine de insanın içi alışmıyor.
Her gidenle birlikte biraz daha sessizleşiyor.
Ve ben hâlâ şunu düşünüyorum:
İçimdeki bu göç hiç duracak mı?
Yoksa insan, hayatı boyunca
biraz eksilerek mi devam edecek?
…..
“İçimdeki Göç”, kalabalıkların içindeki yalnızlığı, zamanla değişen ilişkileri ve insanın her vedayla biraz daha sessizleşmesini anlatan içsel bir yolculuktur.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!