Biliyor musun?
Bu saatlerde en çok "hiç gelmeyecek olanlar" beklenir.
Bir sokak lambasının altında, yağmurun ritmine eşlik eden adımlar aranır.
İnsan en çok gece yarısı dürüst olur kendine,
Maskeler iner, makyajlar dökülür, sahte gülüşler yorulur...
Ve biz, sadece biz kalırız; çıplak, yaralı ve biraz da kimsesiz.
Bir bardak çayın buharında tüter eski anılar,
Dumanı burnunu sızlatır, tadı genzini yakar.
"Nasıl bu hale geldik?" diye sorarsın kendine,
Cevabı rüzgarın uğultusunda, boş sokakların sessizliğinde ararsın.
Oysa cevap bellidir:
Biz sevmekten değil, beklemekten yorulduk.
Verilmeyen sözlerin tutulmasını, açılmayan kapıların eşiğinde uykusuz kalmayı seçtik.
Şimdi bu frekansta, bu sesin ulaştığı her evde,
Yastığının kenarı gözyaşıyla nemlenmiş birileri var, biliyorum.
Eski bir şarkıda takılı kalmış,
Gidenin ardından kapıyı bile kapatamamış yürekler var.
Sana sesleniyorum ey yalnızlık ortağım!
Üzülme demiyorum, uyu demiyorum...
Sadece şunu bil:
Yalnız değilsin bu koca sessizliğin içinde.
Ben buradayım, bu mikrofonun başında, seninle aynı yaradan nefes alıyorum.
Zaman akmıyor aslında gece yarısı,
Zaman, sadece canımızı yakmak için duruyor sanki.
Yelkovan akrebe ihanet ediyor, saniyeler kalbimize batıyor.
Ama bak, yine de buradayız.
Hâlâ nefes alıyoruz, hâlâ bir şarkının nakaratında umut arıyoruz.
Geceye borçluyuz bu hüznü,
Çünkü ancak karanlıkta görebiliriz kendi içimizdeki o sönmeyen ışığı.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!