Bir sevdanın değil, bir ömrün hikâyesi…
Dinle…
Ben destansı aşkların memleketinde aldım ilk nefesi. Bu yüzden böylesine sevmem garip gelmesin sana.
Orhun’un taşına kazınmış sessizlikten,
Mezopotamya’nın tozlu kaderinden süzülüp geldim sana.
Bir aşkı anlatmak değil niyetim,
bir çağın içinden seslenmek sana.
Tarihsel bir aşkı anlatamam belki,
ama bir anlığına dinle kalbimden geçenleri.
Türkü bilmesem de içimde kırık bir ezgi var,
her bakışında yeniden doğar,
her susuşunda yeniden yaşar gözlerimde.
Şiirler yazamasam da,
dillere dolanan her mısrada
yıkılan bir şehir var içimde.
Harabeler gibi…
Yarısı ayakta, yarısı zamana teslim.
Savaş görmüş surlarım yok belki,
ama gidişinle bir kaleyi değil,
bir ömrü kaybettim sanki.
Sevda deminden çekilmiş,
köze dönmüş hayallerin bekçisiyim.
Bilmiyorum bu kader mi,
yoksa toprağın insana yazdığı bir hikâye mi…
Ama bildiğim tek bir şey var.
Ben seni çok sevdim.
Bahar gibi geldin,
bir anda değişen bir iklim gibi.
Lale, gül, karanfil…
Hepsi senin adını taşıyan
bir yangın şimdi içimde.
Şimdi söyle.
Ben seni sende bulmuşken
nasıl vazgeçeyim?
Hangi ferman sökebilir beni senden,
hangi zincir durdurabilir bu yürüyüşü?
Sözlerim korkutmasın seni.
Yük değil, güç olsun.
Öyle bir güç ki sonsuza varsın.
Korkular laf-ı güzaftan öteye geçmez.
And olsun bu topraklara
taşına, suyuna, göğüne…
Mahzunluğum sana,
mahcupluğum sana.
Ve yine and olsun.
yorulmadan yürüyeceğim sana.
Dağlara çıkan patikalar gibi,
durmadan…
Azığım sevdam olacak.
Ben Ferhat’ım , ben Şirin’im
Aşkı uğruna yanıp kül olanların soyundanım.
Tarihim aşktır benim,
soyum direniştir.
Boynum eğilmez fermanlara
ben o ecdadın torunuyum.
Şimdi anla
ben nasıl severim.
Şimdi anla
ben nasıl savaşırım.
Sen bana bir adım gel,
ben sana bir ömür olayım.
Ey yaramın adı yar…
Sesin dağlarda yankılansın.
Sevdam ol,
kalbime mühürleyeyim seni.
Memleketim ol
sende nefes bulayım.
Tarihim ol
ben seni adım adım yazayım.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!