Gece yarısı... Saatler sustu, şehir nefesini tuttu,
Bir ben kaldım mikrofonda, bir de senin bitmek bilmeyen hayalin.
Sahi, kaç mevsim geçti biz bu sokaklarda kaybolalı?
Kaç takvim yaprağı ıslandı, gözyaşı niyetine toprağa düşen?
Şimdi pencerene vuran rüzgar, benim sana söyleyemediklerimdir.
Hani o bir gün anlatırım deyip, hep yarınlara bıraktığım,
İçimde biriken, biriktikçe devleşen o sessiz çığlık...
Bak, yine gece oldu ve ben yine aynı boşluğa çarptım.
Bir fotoğrafın vardı, kenarı hafifçe yırtılmış,
Tıpkı kalbim gibi, tıpkı bu yarım kalmış hikaye gibi.
Sen şimdi başka bir uykunun en tatlı yerindesin belki,
Bense bu frekansta, yalnızlığın kitabını baştan yazıyorum.
Gitmek mi zor demişti biri, yoksa kalıp izlemek mi?
Ben ne gittim, ne kaldım; ben sadece sende takılı kaldım.
Bir tren garında, hiç gelmeyecek bir yolcuyu bekler gibi,
Soğuk banklarda uykusuz sabahlar biriktirdim.
Gece yarısı... 23:55...
Birazdan tarih değişecek, rakamlar değişecek,
Ama içimdeki bu sızı, bu "keşke"lerle dolu sancı değişmeyecek.
Bu şiir, adresi olmayan bir mektuptur şimdi;
Rüzgara bıraktığım, kimsesiz bir serzeniştir.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!