O eski adam, her akşam aynı sandalyeye otururdu.
Pencerenin kenarında… dışarıyı izlerdi ama aslında baktığı şey sokak değil, kendi geçmişiydi.
Zaman onun için düz bir çizgi değildi.
Bazen bir sokak lambasının titremesi, bazen uzaklardan gelen bir çocuk sesi…
Hepsi onu başka bir yere götürürdü.
Bir yankıdır zaman tünelinde hatıralar… derdi içinden.
Bunu kimseye söylemezdi ama, içinde sürekli konuşan bir geçmiş vardı.
Gençliğini düşündüğünde, gözünün önünde bir film şeridi açılırdı.
Koştuğu sokaklar, yarım kalmış hayaller, bir kahkaha, bir vedanın sessizliği…
Hepsi renkli renksiz geçerdi zihninden.
Bazen gülümserdi.
Bazen uzun uzun susardı.
Yıllar geçtikçe saçlarına düşen aklar çoğaldı.
Ama o, bunun sadece yaş olmadığını bilirdi.
Her beyaz tel, unutamadığı bir hatıranın iziydi.
Bir gün eski mahallesine gitmeye karar verdi.
Sokaklar değişmişti. Binalar yükselmiş, insanlar hızlanmıştı.
Ama bazı köşeler aynıydı.
Bir sokak lambasının altında durdu.
Yağmur yeni dinmişti.
Ve o an, sanki geçmiş bir an için geri geldi.
Bir çocuk sesi duydu.
Kendisi miydi o çocuk, yoksa sadece hatırası mıydı bilmiyordu.
Bir bahçenin önünden geçti.
Eskiden oyun oynadığı yerdi. Şimdi sessizdi.
Ama onun içinde hâlâ gürültülüydü.
O an anladı.
Bir ömre aslında çok şey sığarmış.
Bir bakış, bir söz, yarım kalmış bir sevgi…
Ve en tuhafı da şuydu.
Hiçbir şey gerçekten kaybolmuyordu.
Sadece şekil değiştiriyordu.
Geri dönerken içinden şunu geçirdi:
Geçmez sandığım her şey geçmiş…
Ama acı bir şekilde değil…
Daha çok kabullenmiş bir sessizlikle.
Rüzgâr yüzüne vurduğunda, içinde bir şey kıpırdadı.
Adı olmayan duygular…
Ne tamamen hüzün, ne tamamen huzur.
Eve döndü ve yine o sandalyeye oturdu.
Pencereye baktı.
Artık biliyordu.
Zaman bir şeyleri götürmüyordu.
Sadece insanın içine saklıyordu.
Ve insan, o saklanan şeylerle yaşamayı öğreniyordu.
Ve o an anladı… zaman geçmiyor, insan değişiyordu.
…
Bazen bir şeyler yazarken aslında bir hikâye anlatmıyorum… sadece içimde yıllardır duran duyguları kelimelere döküyorum. Bu yazı da geçmişi anlatmak için değil, daha çok onunla yaşamayı öğrenmekle ilgili. Çünkü fark ettim ki, hepimizin içinde ara sıra kendini hatırlatan eski zamanlar var, kimi zaman bir sesle, kimi zaman bir kokuyla, kimi zaman sebepsiz bir duraksamayla… Belki mesele unutmak değil, kabullenmek, barışabilmek. Eğer okurken kendinizden bir parça bulursanız bilin ki yalnız değilsiniz. Çünkü bazı duyguların dili yoktur ama herkeste bir karşılığı vardır. Zamanın neyi alıp neyi bıraktığını değil, bizi nasıl değiştirdiğini düşünmek dileğiyle…
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!