Bir parçam herkes, diğer parçam hiç kimse.
Bir yanım kalabalık,
öteki yanım ıssız bir oda.
Hepimiz Yalnızlar Treni’nin yolcularıyız.
Aynı vagonda, farklı sessizliklere bakan yüzlerle otururuz.
Camdan dışarı bakar gibi yaparız çoğu zaman, oysa asıl manzara içimizdedir.
Bu tren sadece uzaklara gitmez, bazen insanı, kendi içine doğru taşır.
Kimi yolcular yalnızlığını inkâr eder,
kimi onunla göz göze gelmemek için susar.
Kimi de bir gün,
hiç konuşmadan anlaşır onunla.
Çünkü herkes,
içinde saklı bir dünya taşır.
Ve o dünyanın kapısı,
gürültü azaldığında aralanır.
İçimizdeki sesler sustuğunda
sessizlik korkutmaz artık.
Aksine, ilk kez konuşmaya başlar.
İnsan o zaman anlar.
Kendini duymak, kaybolmak değildir.
Bu, kendi sesine geri dönmektir.
Dünya incitir bazen,
beklenmedik yerlerden.
Ama belki de bu yüzden
insan, kendi içine sığınmayı öğrenir.
Bu sığınak her zaman kaçış değildir.
Bazen, yeniden başlamanın ilk adımıdır.
Yalnızlık,
geceyle şafak arasındaki o ince aralıksa,
bil ki karanlığın içinde bile
bir yerden ışık sızar.
Çünkü insan, kendi içini tanıdıkça
kalabalıkların ortasında bile
kaybolmaz.
Ve belki de mesele yalnız kalmak değildir.
Mesele, kendinle savaşmayı bırakıp
kendinle kalabilmektir.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!