Bir sonbahar akşamıydı.
Hava ne soğuk ne sıcaktı, tam insanın kendi içine dönebileceği kadar dengede.
Ben, yine kalabalıktan erken ayrılanlardan olmuştum. Çünkü bazı gürültüler, kulaktan çok insana ağır gelir.
Sahilde yürürken deniz, hiçbir şey anlatmaya çalışmıyordu.
Belki de bu yüzden iyi geliyordu, kendini açıklama derdi olmayan her şey gibi.
O an, bir bankta oturan birini fark ettim.
Ne dikkat çekmeye çalışıyordu ne de görünmemeye.
Sadece… vardı.
Yanına oturduğumda aramızda bir boşluk kaldı. Ama bu boşluk rahatsız etmedi.
Bazı boşluklar kaçış değil, yer açma biçimidir.
Konuşmadık bir süre.
Rüzgâr vardı sadece, kelimelerin yerine geçen bir rüzgâr.
Sonra çok basit bir şey oldu.
Bir çay uzatıldı.
Ne büyük bir jestti ne de özel bir anlam yüklenmişti. Sadece sıcak bir şeydi.
O an anladım ki bazı insanlar hayatına bir giriş yapmaz.
Kapı çalmazlar, ses yükseltmezler.
Sadece zaten oradaymış gibi dururlar.
Ve sen, onların ne zaman geldiğini değil,
onların yanında ilk kez ne zaman sustuğunu hatırlarsın.
Zaman geçmedi aslında, sadece akmadı da.
Yan yana durduk.
Ne eksildik ne çoğaldık.
O an şunu düşündüm.
İnsan, her zaman tamamlanmak için birini aramaz. Bazen sadece kendisi gibi kalabileceği bir alan arar.
Ve tuhaf olan şuydu.
Hiçbir şey “olması gerektiği gibi” olmuyordu,
ama her şey tam da “olduğu gibi”ydi.
O gece eve dönerken fark ettim.
Bazı karşılaşmalar hayatı değiştirmez.
Sadece insanın içindeki aceleyi biraz yavaşlatır.
Ve belki de gerçek dediğimiz şey buydu.
Kendini anlatmaya çalışmadan da anlaşılabildiğin o sessiz an.
Bazen insan, hayatı değiştiren birini değil, yanında susabildiği bir anı arar.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!