Yine düştüm yollarına bu şehrin,
Adım yok, izim yok, ben bile bende değilim.
Rüzgâr savurur adımı, sokaklar tanımaz beni,
Bir garip deli diye fısıldar geceler gizlice ismimi. Kokun sinmişken hâlâ içimde.
Hangi gülü seveyim, hangi baharı bekleyeyim? Bülbüller ötse ne yazar kulağıma, Sen susmuşken dünya bağırsa ne duyayım?
Yüreğim köz tutmuş bir yangın gibi,
Sende olmayan bir acıyı taşır derinimde.
Sözlerim çarptı gurur duvarlarına,
Bir tek yankı dönmedi geriye sesimde.
Mecnun desen değilim artık,
Leyla da yok gözlerimde eskisi gibi.
Sevda dedim, imtihan çıktı karşıma,
Ben kayboldum, yollar kaldı iziyle birlikte.
Secdeye düştü dizlerim usulca,
Avuçlarım semaya açıldı titreyerek.
Ne senden kaldım ne kendimden geriye,
Bir tek Rabbim bildi içimde kopan fırtınayı gizleyerek.
Ben ki boş geldim bu dünya hanına,
Dolu giderim gözyaşıyla, ah ile.
Sen akıl verdin bana uzaklardan,
Ben yine deli kaldım kendi halimle.
Biraz sevda, biraz süküt… en çok da içe dönüş bir yolculuk.
…
Bu yazıyı, sevdanın insanda bıraktığı izlerle birlikte aynı zamanda içe dönüşü ve kendini arayışı anlatmak için yazdım. Kaybolmuşluk hissinin içinde bile insanın aslında kendine, duygularına ve inancına tutunmaya çalıştığını fark ediyorum. Bu metin, bir yandan aşkın yakıcılığını, bir yandan da suskunlukta başlayan manevi bir yolculuğu anlatıyor. Okuyan herkesin, kendi içindeki kırılmayı ve yeniden toparlanma hâlini bir yerlerde hatırlayabileceğini biliyorum.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!