Gece, şehrin omuzlarına ağır ağır çökerken dünya dışarıdan bakıldığında kusursuz bir düzen içindeydi. Sokaklar günün telaşını üzerinden atmış, kalabalık yavaşça dağılmış, insanlar kendilerini duvarların ardındaki sıcak yalnızlıklarına bırakmıştı. Pencerelerde birer birer yanan ışıklar, hayatın görünürdeki devamlılığını fısıldıyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Ama insanın içi, dışarıdan görünen kadar düzenli olmuyor hiçbir zaman.
Çünkü gece, sadece karanlığı getirmez.
Gece, insanın saklamaya çalıştığı her şeyi de ortaya çıkarır.
Gündüzün gürültüsü arasında bastırılan duygular, gecenin sessizliğinde daha yüksek konuşur. Kalbin en derin yerine gömülen acılar, karanlıkla birlikte su yüzüne çıkar. İnsan en çok gece kendi içine bakar; en çok gece, kendinden kaçamayacağını anlar.
İnsan bazen herkesten uzaklaşır da, en çok kendine yakalanır.
Ben de sana…
Seni düşünmek, kapanmış sandığım bir yaranın her gece yeniden kanaması gibiydi. Ne zaman senden uzaklaşmak istesem, hangi sokağa saparsam sapayım, hangi düşünceye tutunursam tutunayım, yolum dönüp dolaşıp yine sana çıkıyordu.
Çıkışı olmayan bir sokak…
Ama terk etmeye kıyamadığım.
Oysa her şey ne kadar sade başlamıştı..
Ne büyük sözler edilmişti ne de sonsuzluğa dair hayaller kurulmuştu. Her şey, hayatın sıradan akışı içinde sessizce doğmuş bir histen ibaretti. Ama bazı hisler, bütün sadeliğiyle insanın ruhuna işliyor. Sen öyleydin.
Yormayan…
Aksine hafifleten…
Hayatın bütün ağırlığı omuzlarıma çökmüşken, varlığın içimde garip bir huzur bırakıyordu. Sanki uzun zamandır taşıdığım görünmez yükler, senin yanında biraz olsun hafifliyordu.
Zaman geçtikçe aramızdaki o sade yakınlık, sessiz bir uzaklığa dönüştü. Ne bir kavga vardı ne de suçlayacak bir neden. Daha acı olan buydu zaten. Bir kırılma anı bile yoktu. Sadece yavaşça eksilen bir şey vardı.
Önce cümleler azaldı.
Sonra sesler.
Sonra varlığın…
Bazı boşluklar vardır; neyle doldurmaya çalışırsan çalış, hep aynı yerden sızar.
Senin yokluğun da öyleydi.
Bir gün kendi kendime şunu itiraf ettim:
Ben seni unutmaya çalışmıyordum.
Sadece artık seni düşünmeden yaşamayı öğreniyordum.
Bu, unutmak değildi.
Bu, kalbin istemediği bir gerçeği sessizce kabul etmesiydi.
Kabullenmek bazen en ağır vedadır.
Çünkü içinde hâlâ sevgi varken gitmeyi öğrenmektir.
Çünkü insan bazen birini kaybetmez; sadece ona artık ulaşamayacağını anlar.
Şimdi bazen yine aynı yollardan geçiyorum.
Aynı sokaklar…
Aynı köşeler…
Aynı gökyüzü…
Ama hiçbir şey aynı değil.
Çünkü bazı insanlar bir mekâna değil, bir zamana ait oluyor.
Ve o zaman geçip gittiğinde, geriye yalnızca hatırlamak kalıyor.
Bir şarkının ortasında,
bir sokağın köşesinde,
gecenin en sessiz anında ansızın içine düşen bir hatıra gibi…
Bazı hikâyeler bitmez..
insan sadece bir ömrü, hiçbir zaman unutamayacağını bilerek, içinde sonsuza kadar açık kalacak bir eksikle yaşamayı öğrenir.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!