Sokak lambalarının ışığı ıslak kaldırımlara düşüyor, gece sessizce kendi içine kapanıyordu. İnsanların telaşı yavaş yavaş çekilmiş, geriye sadece rüzgârın eski duvarlara çarpan sesi kalmıştı. Sen, sokağın sonunda durmuş, uzaklara bakıyordun; sanki herkesin gördüğü şehirden başka bir yeri izliyordun.
Ben seni o an tanımadım belki, ama kalbim tanıdı.
Bazı insanlar vardır, daha adını bile bilmeden içindeki boşluğa yerleşir. Sen öyle geldin bana.
Bir yabancı gibi değil, yıllardır eksik kalan bir cümlenin son kelimesi gibi.
Sonra zaman geçti. Aynı sokaklardan yürüdük, aynı göğün altında farklı düşüncelere daldık. Her karşılaşmamız bir romanın yeni bölümü gibiydi; kısa ama iz bırakan, sessiz ama içinde fırtınalar taşıyan. Gözlerin konuşuyordu bazen, dudaklarının sustuğu yerde. Ben her bakışında biraz daha sana yaklaşıyor, her yaklaşışımda senden biraz daha uzak kalıyordum.
Çünkü hayat, bizi birbirimize yazmış ama yan yana koymamıştı.
Aramızda görünmeyen duvarlar vardı.
Belki zaman,
belki mesafeler,
belki yanlış insanlar,
belki de sadece kaderin acımasız bir oyunu…
Sana söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki. Her gece odamın karanlığında cümleler kuruyor, sabaha kadar seninle konuşuyordum içimden. Ama sabah olduğunda, seni gördüğümde bütün kelimeler boğazımda düğümleniyordu. İnsan bazen en çok sevdiğine susarmış; bunu senden öğrendim.
Bir gün yağmur yağıyordu. Şehir gri bir hüzne bürünmüş, insanlar şemsiyelerinin altında aceleyle geçip gidiyordu. Sen yanımdaydın ama yine de ulaşılmazdın. Omzunun hemen yanında duran o mesafe, bana dünyanın en uzun yolu gibi gelmişti. Elimi uzatsam dokunacaktım belki, ama aramızdaki engeller parmak uçlarımdan daha sertti.
İşte o an anladım; bazı hikâyeler baştan sona kavuşamamak için yazılır.
Biz, sonunu bildiğimiz bir romanın kahramanlarıydık.
Sayfalar ilerledikçe umut azalıyor,
ama sevgi büyüyordu.
Sonra hayat bizi başka yollara savurdu.
Sen başka mecburiyetlere yürüdün,
ben ise ardında kalan sessizliğe.
Şimdi bazen geceleri pencereyi açıp sokağa bakıyorum. Aynı sokak, aynı rüzgâr, aynı lambalar… ama eksik olan sensin. O eski çıkmaz sokağın sonunda hâlâ bir gölge duruyor sanki; dönüp baktığımda seni görecekmişim gibi.
Ve içimde hep aynı cümle yankılanıyor:
“Keşke…”
Keşke biraz daha cesur olsaydık.
Keşke zaman bize karşı değil, bizden yana aksaydı.
Keşke sevmenin önüne bu kadar duvar örülmeseydi.
Ama hayat keşkelere acımaz.
Şimdi sen, benim en güzel yarım kalmış hikâyemsin.
Kapağı kapanmayan,
son sayfası hiç yazılmayan,
her gece yeniden okunan bir roman gibi…
Ben hâlâ seni seviyorum;
kavuşmanın mümkün olmadığı bir sonu bile bile,
aynı satırlarda seni yeniden arıyorum.
Çünkü bazı aşklar mutlu sonla değil,
insanın içine yerleşen o tarifsiz eksiklikle
ölümsüz olur.
Ve sen,
benim hiç bitmeyen romanımsın.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!